29 Mart 2019 Cuma

İYİ MAAŞ Mİ, RAHAT CALİSMA SARTLARİ Mİ, YALOVA DAN NASIL KAŞ A TAŞINDIK

Şimdiiiii, bence en can alıcı noktalardan birisi bu. İnsan işini , çalışacağı kurumu seçerken artı eksiler yapmalı. Ben bunu ilk olarak, Yalova dan Kaş a taşınma sürecimde yaptım ve yaptığıma da asla pişman olmadım. 

Yalova da çalışırken, ticari portföy yönetici yardımcısıydım (ticari mht). Tam 4 sene o pozisyonda çakılı çalıştım. Bankacılık hayatıma başladığım andan itibaren hep ticari bankacılığa ilgi duydum. Gişe olarak çalışırken de hep ticari yardımcı olarak yükselmek istediğimi belirttim. O zamanlar, sınavı kazanmış ve atama bekliyordum. Bana ticari mht pozisyonunun yaşadığım şehir olan Bursa da açılmayacağını, sadece en yakın olarak Yalova da bu pozisyonun açılacağını ilettiler. Ben de ticari olacağı için ve Bursa ya sadece 40 dk uzaklıkta olduğu için kabul ettim. O zaman yine evlilik arefesindeydik ve eşim doğuda görev yapıyordu. Düzenimizi Yalova da kurmaya karar verdik. 

Büyük hevesle gittiğim Yalova şubesinde güzel günlerim de oldu Allah için, güzel dostluklar da kazandım. Ancaaaaaak, iş bilmeden ve öğrenme hevesiyle gittiğiniz bir pozisyonda, eğer biraz acemi davranıp, kendinizi de ezdirirseniz bütün işler size kalır. Benim açımdan öyle oldu. Çok şey öğrendim, hem de çok, yapmadığım işlem yoktu, konuşmadığım birim yoktu. Hatta arkadaşlarım bana; '' Şube Google '' diyorlardı. İnanılmaz donanımlıydım. Ancak o zamanki yönetmenim sanırım yerime adam yetiştirmenin zor olacağını düşünerek benim terfiime sıcak bakmıyordu. Müdürüm ise , her performans toplantısında; '' sen yeni evlisin şimdi çocuk yaparsın'', '' senin eşin Antalya lı, sen Antalya ya tayin istersin '', '' sen çok sessizsin, satış tarafında kendini gösteremezsin '' gibi sebeplerle sürekli terfi almamı engelliyordu. Evet yeni evliydim ve eşim Antalya lıydı. Ancak ben Bursa lıydım, çocuk düşünmüyordum ki düşünebilirdim de bu bahane olmamalıydı. Yalova da evimizi de almıştık ki bu ne demek , yerleşik hayata geçmek istiyoruz. Hem bunların hepsini geçtim, ben neden kendimi savunmak zorunda kalıyordum özel hayatımla ilgili ? Beni az çok tanıyanlar bilir, sessiz miyim ? O zaman iki yanımda iki yönetici, önümde müşteri, kulağımda telefon, durmayan faks talimatları, cevaplanması gereken mailler gibi milyon tane şeyle uğraşıyordum. Sesimin çıkmasına hal mi kalıyordu acaba ? İş yerlerindeki bir diğer sorun da bu bence, işi ne kadar iyi yaptığınız değil, kendinizi nasıl pazarladığınız daha önemli. Yani bana göre, yapılması gereken bir iş varsa ve bu benim görevimse , o işin yapılması normaldir. Bunu ben iş yaptım diye bağırmaya herkese duyurmaya gerek yoktur. Sistemin hatasız çalışmasını sağlamak zaten görevdir. Ama bu da yanlış. Eğer bir yerde yükselmek ve terfi almak istiyorsanız, kendinizi göstermelisiniz. Maalesef bu böyle, siz bir şey yapmadan, takdir görmeyi beklerseniz, daha çok beklersiniz.

Neyse gelelim asıl konuya, 4 yılın sonunda Yalova da terfi alamayıp, iyice bunalınca başka arayışlara girmiştim. İlk önce sektör değiştirmeyi düşündüm. Çoook bilinen bir İspanyol tekstil markasının mağaza yöneticiliği için başvurdum. Telefonla İngilizce mülakata alındım ve başarılı oldum. Daha sonra 3 kere de yüz yüze görüşmelere gittim, hepsinde başarılı oldum. Ancak son görüşmede hem iş stresi hem sıcak hava hem de bir sürü başka şeylerle uğraşırken, çok verimli bir görüşme geçiremedim maalesef ve yapılan 4 görüşme sonunda işi alamadım. Ama o zamandan moda sektörüne yine hamle etmişim şu an yazarken farkettim :)

Daha sonra şirket içi internet sitesinde Kaş şubeye bir portföy yönetici arandığı ilanını gördüm. hemen düşündüm; Kaş !!! bana göre herkesin gitmeye can atacağı bir yer, çok başvuru olmalı, şansım olur mu acaba diye düşünürken , eşime mesaj attım. Kaş da boşluk var, gider miyiz diye. O da benim mutsuz iş hayatımdan bıkmış olacak ki, hem de Antalya olunca olur dedi. 
Sonra ben artı ve eksileri düşündüm ;

KAŞ YALOVA 
Küçük Şube  Büyük Şube 
İş yoğunluğu az  İş yoğunluğu aşırı çok
Pazar kısıtlı  Pazar geniş 
Yazları efsane  4 mevsim benim için aynı 
Çalışma saatleri daha az  Eve sadece yatmaya gidiyorum 
Evler çok küçük  Evim çok büyük , ancak otel gibi kullanıyorum 
İşe gitmek 5 dk  İşe gitmek 10 dk 
trafik lambası bile yok  trafik yoğun 
İşten sonra denize girebilirim  işten sonra denize girebilirim ama 1 mt ötesini göremem
Maaşım terfi ile artacak Aynı maaşla kaç yıl daha aynı yerde kalacağım belli değil 
Çocuk yetiştirmek için ideal  Çocuk yetiştirmek zor 
Çocuk için imkanlar kısıtlı ama doğa var  çocuk için imkan cok ama zaman yok 

Bizim karar vermemizde en önemli etken zaman ve para oldu. Bir kere terfi alıp gidecektim , maaşım artacaktı. Yalova da buyuk bir evim ve yapacak daha fazla şeyler vardı, ama benim bunlar için zamanım yoktu. Netice de çalıştığım kurum her yerde aynı hakları veriyordu bana. O zaman neden yoğunluk içinde kendimi parçalamalıydım ? 235 m2, 5+1 deniz kenarı dublex evimizi ve tonlarca eşyamızı bırakıp, 70 m2 , 2+1 aparttan bozma bir daireye, şahsi eşyalarımız, 2 cekyat, bir dolap ve bir yatakla taşınmaya karar verdik. 

Benim sorgulamalarım sanırım bu zamanda başladı ve daha sonra hep devam etti. ne istediğimi, nasıl mutlu olacağımı hep sorgulayan biri oldum. Kaş ta gerçekten de çok mutluyum. Bırakıp başka bir yere gidemedik :)

Bu benim Yalova dan, Kaş a taşınma maceramdı. benim için şartlar daha güzelleşmişti. Ha bu arada, herkes Kaş ı ister diye düşünüyordum ya, çok yanılıyormuşum, Kaş a tek tayin isteyen benmişim o sıra. Antalya - Kaş 220 km ve yaklaşık 3,5 saat, bir kısmı virajlı bir mesafe, yani öyle her aklınıza estiğinde gidemiyorsunuz. En yakın avm Fethiye, 110 km, sıkılınca gidebiliyoruz. Ben çok AVM ve sinema arayan biri olmadığım için, ayda 1 kere gitmek bana yetiyor. Kiralar biraz yüksek, çünkü burası sezonluk yer, ev bulmak oldukça zor. Kışın çok ıssız ve sessiz bir yer. Genellikle insanlar bu saydıklarımdan dolayı tercih etmiyor. Ancak çocuk yoksa ya da çocuklar küçük yaştaysa bence yaşamak ve çocuk yetiştirmek için ideal bir yer. 

Hayat kısa, kuşlar uçuyor.... O yüzden bu hayattan beklentilerimize iyi karar vermek gerekir. Çok para ve konforlu bir yaşam için, gençliği feda etmek, uyumadan çalışmak, bütün enerjiyi işe vermek ve arkana yaslandığında gençliğinin uçup gittiğini görmek mi, yoksa çalışmayı, para kazanmayı bir amaç değil, yapacakların için bir araç olarak görüp, hayatın keyfini çıkarmak, kendine ve yapacaklarına zaman ayırmak, anın tadını çıkarmak, belki çok zengin paralı değil ama huzurlu yaşamak mı? Seçim sizin....

16 Mart 2019 Cumartesi

KOSGEB OLAYI NEDİR? YENİ İŞ KURANA FAYDASI VAR MI?

Her kendi işini kurmak isteyenin ilk aklına gelen KOSGEB !!! Nedir bu Kosgeb bedavadan para verir mi? Nasıl işler, kursa nasıl katılım sağlanır, şimdi ben size aklımda kaldığı kadarıyla anlatayım, yanlışım varsa düzeltirsiniz.

Arkadaşlar ilk bilmeniz gereken ; KOSGEB bedavadan para vermez. Yani başvurayım, 50.000 TL alayım da işimi kurayım mantığındaysanız yazının gerisini okumanıza gerek yok.

KOSGEB in asıl amacı, küçük işletmelerin sürdürülebilirliğinin sağlamak. Önce bunu yazayım da , gerisini detaylıca anlatayım.

Ben doğum iznindeyken, internet üzerinden KOSGEB girişimcilik kursuna başvurdum. Başvuruyu İŞKUR üzerinden yaptım. belirli zamanlarda bu kurslar açılıyor . başvurunuz kabul edilince , size sms gönderiyorlar. Sms te kayıt yaptırmanız gereken tarih aralığı ve yer bilgisi yer alıyor. Bana gelen sms te İŞKUR dan kayıt yaptırmam gerektiği yazıyordu. Ama sms i benim gibi yanlış anlayanlar olmasın diye detay yazayım; Sms içeriği ; kursun nerede olacağı şeklinde. Yani orada diyor ki ,kayıt yaptırdıktan sonra, X Halk Eğitim müdürlüğünde, Y hoca ile katılım sağlayabilirsiniz. Ben bunu heyecanla, X halk eğitime gidin kayıt yaptırın okumuşum. O yüzden önce halk eğitime gittim. Orada bana İŞKUR a kayıt yaptırmamı söylediler.

İŞKUR sizi kısa bir mülakata alıyor. Orada verdiğiniz bilgiler çok önemli değil. Ne iş yapmak istiyorsunuz, ne kadar sermaye gerekiyor, sizde ne kadar var, sermaye açığınız varsa bunu nasıl finanse etmeyi düşünüyorsunuz şeklinde. Bu bilgileri verdikten sonra, eğitim tarihinizden 2-3 gün önce aranıyorsunuz. Halk Eğitimde, şu gün eğitime bekleniyorsunuz diye.

Şunu da baştan söyleyeyim, girişimcilik sertifikası aldıysanız, şirketinizi eğitimi tamamladıktan sonra kuruyorsunuz. Daha önce şirket kuranlar ya da ortaklığı olanlar, bu girişimci kategorisindeki KOSGEB den yararlanamıyor.

Eğitim, 4 gün sürüyor. 4 günde size , Girişimci özellikleri, KOSGEB desteklerinden kimler faydalanabilir, iş planı nasıl yazılır, dijital atölye gibi eğitimler veriliyor.  Bu eğitimin ilk 2 günü girişimcilik üzerine, 1 günü iş planı yazılımı, 1 günü de dijital atölye.

Girişimcilik üzerine verilen eğitim; bence kesinlikle çok uzun ve gereksiz. Ya da ben senelerce bu eğitimleri aldığım için bana öyle geldi bilemiyorum. Ama 4 günlük eğitimin yarısını buna ayırmayı ben doğru bulmadım. nedeniyse aşağıda anlatacağım iş planı yazma kısmı.

İş planı yazma ; işte bu kısım kesinlikle can alıcı kısım ve süre yetersiz. Çünkü size 1 günde, nakit akışı hesaplama, muhasebe vs. öğretilmeye çalışılıyor. Çok hızlı anlatılıyor. Eğer muhasebe bilginiz yoksa, tek başınıza bu iş planını hazırlama ve sunma şansınız bence yok. Zaten bu yüzden çoğunluk iş planını başkalarına para karşılığı yazdırıyor. Tıpkı yüksek lisans proje ya da tez yazılımı gibi, KOSGEB iş planlarını da para karşılığı yazanlar var. Ben bunu ihtiyaç duymadım, çünkü zaten senelerdir firmaların nakit akışlarını ben hazırladım ve sundum :)

Dijital atölye ; ben en çok bu eğitimi beğendim. Google dan bir yetkili geldi ve sunum yaptı. Günümüz dünyasında dijital pazarlamayı göz ardı edemeyiz değil mi? Şu an vakit buldukça ben de dijital atölyeyi bitirmeye çalışıyorum. İnanılmaz faydalı bilgiler var. Markanızın sosyal medya yönetimi ve internet pazarlaması için ekstra ücret ödemeden, kendinizin yapabileceği şeyleri, analizleri öğreniyorsunuz. Bu kısmı canla başla dinledim.

Evet eğitim kısaca böyle, çok bir şey beklemeyin, kapabildiğiniz kapın derim. Çok hızlı ilerliyor.

Eğitimi aldık, 10 gün içinde girişimcilik sertifikamız geldi, bundan sonraki süreç nasıl ? Şirketimizi kuruyoruz ve başlıyoruz iş planımızı oluşturmaya. Dediğim gibi bence en zor kısım bu. Ama yapacağınız iş karlı mı, batak mı, başlangıçtan itibaren kaç yılda size kar sağlayacak bunların hepsini görmenizi sağlıyor. Belki de iş planını yaptıktan sonra bu girişimcilik fikrinizden vaz geçeceksiniz. Çünkü kazançlı olmadığını göreceksiniz. O yüzden bu kısım çok önemli. İş planı sisteme online yükleniyor. Daha sonra iş planınız değerlendiriliyor ve sizi mülakata çağırıyorlar. Mülakattan sonra da desteğe hak kazanıp kazanmadığınız açıklanıyor.

Öncelikle , sermayeniz yoksa KOSGEB e güvenerek iş yapamazsınız. Çünkü KOSGEB tüm harcamaları sizin yapmanızı bekliyor. Yapılan harcamaları da kalem kalem kategorilere ayırıyor. Yaptığınız ve KOSGEB in karşıladığı bu harcamaları detaylı olarak faturalandırıyorsunuz. Yapılan harcamaların vergi kısımlarını geri ödemiyor mesela. Vergileri siz ödüyorsunuz. Bu harcamaları komisyona sunuyorsunuz, size 2-4 ay arası ödeme yapılacağı bilgisi verilse de geri ödemeler 1 yılı buluyor.

Kısaca , siz kendi sermayenizle işi kuruyorsunuz, KOSGEB de bunu devam ettirebilmeniz için sizi destekliyor. Bu arada bu destekler sadece iş kurma sırasında yok. Yani girişimci olarak 50.000 TL hibeye hak kazanıyorsunuz, sonrasında da işi büyütmek için, 100.000 TL, ilk yıl geri ödemesiz ve 0 faizli kredi seçenekli sunuyor. Daha da bir çok farklı destekleri var. Girip inceleyebilirsiniz.

Yani yola sadece kendinize ve sermayenize güvenerek çıkın, sonra KOSGEB den ne gelirse kar sayın. Sıfır sermayeyle iş kurma yönetimini ben henüz bilmiyorum. Bilen varsa ve paylaşırsa da sevinirim. Melek yatırımcıları söyleyecekseniz, o işler karışık, baştan uyarayım :)


13 Mart 2019 Çarşamba

İSTİFA ETTİĞİM İÇİN PİŞMAN MIYIM?

Yahu bu bankacılık sizi öyle bir hale getiriyor ki, sistemin içinde körelip gidiyorsunuz. Dışarıda başka hayat yokmuş gibi davranıyorsunuz. Hele bir de konut krediniz varsa sistemin dışına çıkmayı bırak, göz ucuyla bile bakamıyorsunuz. Ben asla böyle olmadım. İşimi her zaman çok iyi yaptım. Ancak zamanı geldiğinde, çoğu bankacının cesaret edemediğini yapıp, sistemin dışına çıktım.

Bu yazıyı neden yazıyorum biliyor musunuz? Neden istifa ettim yazımı doğru düzgün okumayıp, diğer yazılarıma bakmayıp, benim pişman olduğumu düşünenler olmuş.
Arkadaşlar, ben coğunuz gibi senelerce bir ot gibi davranıp işe git gel yapmadım. İleri düzey İngilizcem var, banka bana tam 11 sene boyunca bundan dolayı ek ücret ödedi :) Bir çok hobim var, ufak tefek de olsa bunlardan gelir sağladım zaman zaman, gezdim gördüm, iletişim becerim yüksek. KOSGEB girişimcilik belgesine sahibim , hem elde hem de bilgisayarlı modelistlik sertifikalarım var. Daha sayayım mı? Hiç bir zaman bankadan ayrılırsam işsiz kalırım diye düşünmedim . Beni en çok ne mutlu eder diye düşündüm ve esnaflığa adım atmaya çalıştım. Hem de çoğunuz tatil için bile yurtdışına çıkmamışken, pasaportu bile yokken ben bunu yurtdışında yapmak istedim. Banka da yeteri kadar çalıştığıma kanaat getirdim ve mutlu olmadığımı hissettiğim zaman, çoğunuz gibi, imkanı olduğu halde , sırf yeri belli olsun, statü sahibi olayım diye sabah 9, akşam 6 işe gidip gelmeyi  reddettim.

Şunu net olarak söyleyeyim, ben bankadan istifa ettiğim için pişman değilim, bu yeni iş ve yeni hayat macerasına, yeteri kadar araştırma yapmadan atladığım için bir miktar pişmanım . Keşke daha planlı programlı ve daha net bir şekilde bu işe kalkışsaydık diyorum. Bu yazılarımı da, aman sakın istifa etmeyin diye yazmıyorum. İstifa ettikten sonra sizi neler bekliyor bilin diye yazıyorum. Özellikle kendi işini kurak isteyenler varsa faydalansın diye yazıyorum. Delirttiniz beni .... Zamanı gelince şubeden ya da bankadan arkadaşlarımla ilgili de yazacağım, bilginiz olsun. Çünkü maalesef hala ama hala zahmet edip bişeyler okumayıp, araştırmayıp, kendini geliştirmeyip, sadece interneti facebook ve Instagram zanneden sığ insanlarla dolu bu sektör. Bari siz yapmayın....

Tabii ki bu arada zorluklar yasadik. Psikolojimiz zaman zaman bozuldu. Maddi anlamda zorlandik, cogunuzun hayal bile edemeyeceği maddi kayiplara ugradik. Ama cok sukur cevremizde iyi insanlar da vardi ve hep destek oldular. Mesela komşumuz bu surecte bize en cok yardimci olan kişi oldu. İleri de bundan da bahsedecegim. Aslında herseyden bahsedecektim tek tek ama masallah hizla arkamdan oyle seyler soylenmis ki dayanamadim ve yazdim....

Bir de şu konu var ki, pişman olsam inanın dönerdim, çünkü bir kere istifa etmemem için çok istek yapıldı :) Sonrasında da geri dönmem için çok çağrı yapıldı, ama dönmedim ve bu sektöre geri dönmek istemediğimi söyledim. Ve şunu da ekleyeyim, şu an zaten bir işim var , hem sgk lıyım hem de maaşlı :) Hakkımdaki şeyleri merak ediyorsanız lütfen bana sorun, saçma sapan konuşmayın.

Bankacilik iğrenç allah kahretsin falan da demiyorum. Bir cok avantaji var. Mesela 2 dogumumu da en guzel hastanelerde yaptim. Hic bir ay , ya bu ay maasim yatmazsa diye endise duymadim. Bir cok insanla tanistim, guzel dostluklarim oldu. Benim kızdığım bir diğer nokta da bu aslinda. O kadar iki yuzlu insanlar var ki, bankaya her gun lanet edip, mutsuzum diyip, maddi gücü de olmasina ragmen bitakip gitmeyenlerden bahsediyorum. Arkadas, o kadar mutsuzsan sevmiyorsan neden duruyorsun ? Baskasinin hakkini da yiyorsun. Belki o ise, o pozisyona senden daha cok ihtiyaci olan insanlar var ? Belki o isini severek yapacak ? Neden engel oluyorsun ve nankörlük yapiyorsun ? Ben bunu da kaldıramıyorum.....


Su an ne iş yapıyorum , iş bulmam ( daha doğrusu işin beni bulması ) ne kadar sürdü, nasıl çalışma şartlarına sahibim, zamanı gelince anlatacağım. Çok sinirlendim çünkü zamanında elinden tuttuğum, işinden olmasını engellediğim, hobi ve vasıf sahibi yaptığım bazı insanların, arkamdan konuşmasına dayanamadım....

Bu arada zaman ne getirir belli olmaz, o yüzden kimse büyük konuşmasın, buna ben de dahil.....

Beni izlemeye devam edin, daha neler var neleeer........

11 Mart 2019 Pazartesi

NEDİR BU KARADAĞ - MONTENEGRO ÇILGINLIĞI, ANLATILANLAR GERÇEK Mİ?

Son zamanların populer ülkesi; Karadağ , nam-ı diğer Montenegro !!!!
Öncelikle neden bu kadar popüler ve kulaktan kulağa yayılan bilgiler nasıl onlardan bahsedeyim size.

Malum ülkemizde yaşanan olumsuzluklar, her gün çıkan taciz, tecavüz haberleri, ekonomik gidişat, çocuğu olanlar için çocuklarına gelecek kurma kaygısı, eğitimin gittikçe içi boş hale gelmesi ve vasıfsız gençlerin yetiştiğini görmemiz gibi sebeplerin  hepsi birlikte düşünüldüğünde , bazılarımızda alıp başımızı gitme hevesi uyanıyor. İşte bizde de öyle oldu. Anlatılanlara göre; Karadağ fırsatlar ülkesiydi.


  • Şirket kurmak çok kolaydı. İster danışman firmalara vekalet verebiliyor, isterseniz de kendiniz işlemleri bir çevirmenle halledebiliyordunuz.
  • Vergiler çok düşük 
  • İş kurarsanız, yazın sezonda çalışıp, EUR kazanıp varlığınıza varlık katabiliyordunuz.
  • Avrupa Birliği üyesi olmaya en yakın ülkeydi
  • Kiralar uygundu
  • Herkes İngilizce biliyordu
  • İnsanlar mutluydu
  • Eğitim, sağlık ücretsizdi
  • Doğal güzellikleri harikaydı
  • İnsanlar dost canlısıydı
  • Suç oranı yok denecek kadar azdı


    Şimdi bunlara tek tek bakalım:


    • Şirket kurmak gerçekten çok kolay. Ancak önce bunu danışman firmayla mı yoksa kendiniz mi yapacaksınız buna karar vermelisiniz. Biz bu işi 10.000 EUR ya yapan danışman firmalar bile gördük. Ama işin aslı, şirket kurma maliyeti 300 eur civarında. Bu danışmanlık ve emlakçılık öyle bir hal almış ki, gelen Türkler tam bir keriz olarak görünüyor. İşin kötüsü de bunu yapanlar da Türkler. danışmanlık adı altında yapılan işlemler , yani şirket kurma işlem basamakları şu şekilde;

    1. Öncelikle muhasebeci buluyorsunuz. Hem muhasebeci hem de siz  İngilizce biliyorsanız zaten bir problem yok. Notere gidip, yaklaşıl 15 dk süren bir işlemle muhasebeciye vekalet veriyorsunuz. zaten muhasebeci sizin adınıza butun işlemleri yapıp, en sonunda keşenize kadar tüm evrakları size getiriyor. Evet şirket kuruluşu için başka hiçbirşey yapmıyorsunuz. Yaklaış 5 iş günü içinde şirket kuruluyor, vergi numaranız oluşuyor. Bunu beklerken siz de ya tatil yapıyorsunuz ya da dükkan ev bakıyorsunuz :) 
    2. Vergi numaranızla birlikte polise gidiyorsunuz, orada da çalışma ve oturma iznine başvuruyorsunuz. Buradaki işlem de 10 dk falan. Bundan sonra 21 gun içinde Montenegro kimlik kartınız ve oturma-çalışma izniniz çıkıyor. Şirker sahibi olarak istediğiniz zaman bu belgeyi teslim alma hakkınız var. 
    İşte bu kadar..... Bu işlemler için sizden 10.000 EUR bile isteyen var.

    Tabii bununla bitmiyor . Size şu bilgileri vermiyorlar, şirket açık kaldığı sürece , sigorta ücreti ödemeniz gerekiyor. Bu da aylık 39-89 eur arasında değişiyor. 

    • Vergiler düşük falan değil. %21 gelir vergisi var, %9 du galiba tam hatırlamıyorum KDV var. Yani iş kurduğunuzda bizim gibi çakallık bilmiyorsanız, devlet üretime de izin vermediği için sadece vergi ödüyorsunuz. Bizim dükkan Budva- Old Town daydı. Yıllık 360 eur Old Town vergisi falan vardı. yani şirketi kurmakla işi açmakla bitmedi olay. Sürekli birşey çıktı. Gümrükte sorun çıktı, kira ödemesinde sorun çıktı.... Bitmedi gitti derdi...
    • Evet işi kurup kendinizi sezona atabilirseniz, EUR kazanıyorsunuz. Ama unutmayın ki, EUR kazanana kadar cebinizden sürekli TL çıkıyor, bunu da 6-7 ile çarpmanız gerekiyor. Yani paranın elimizden kayma hızı o kadar süratliydi ki resmen artan ivme ile eriyip gitmişti. 
    • Avrupa Birliği üyesi olmaya en yakın ülke olması doğru, ancak kimse şu tarihte Avrupa Birliği üyesi olacak diye garanti veremez. Avrupa Birliği be girene kadar da herhangi bir ülkeden farkı yok. Havaalanından indiğiniz andan itibaren görgü kuralları açısından bakarsanız evet bir üstünlük var. Yaya geçitlerinden korkusuzca karşıya geçebilirsiniz, çünkü yaya ve insan önceliği var. Ama bu kadar !!! Başka bir üstünlük beklemeyin. yani Avrupa da falan değilsiniz, ya da Avrupa nın gün yüzü görmemiş bir köyündesiniz, öyle diyim...
    • Kiralar uygun-muş.... Taaa ki buradan giden Türkler herşeyde olduğu gibi oranında piyasasını yükseltene kadar.... Yani şöyle örnek vereyim, diyelim bir dükkan 300 eur ya kiralıkmış ve kontratı 1 yıllıkmış. Bu sene kontratı bittiği anda bir Türk gelmiş ve ben bu dükkana 500 eur veriyorum demiş. Hop piyasayı yükseltmiş. Sonraki sene 1000 eur veren olmuş.... Böyle böyle merkez denilen yerde küçücük bir dükkan kirası 2.500 eur ya kadar yükselmiş. Bunun sonucunda da , oradaki mülk sahipleri biz Türklerin parasıyla mutlu mesut ve refah içinde bir hayat yaşarken, biz Türkler verilen kiraları çıkarabilmek, para kazanmak ve geçinebilmek için kendimizi paralar hale gelmişiz. Bir de üstüne 2. sınıf vatandaş muamelesi görmeye başlamışız. Bu arada bu dediklerim bizim gibi Türkiye den sabit bir geliri olmayan, orada kurduğu iş ile geçinmeye çalışanlar için geçerli. Oradaki kodoman diye tabir ettiğimiz abilerimiz hayatlarından memnun ve sizi barındırmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
    • herkes İngilizce bilmiyor, hatta çoğunluk bilmiyor . Bu düşünceyle giderseniz çok yanılırsınız. Zaten bilmek zorunda da değiller. Onların ülkesindesiniz sonuçta . Bir gece biz hastaneye gitmek zorunda kaldık. ne doktor ne de hemşireler İngilizce biliyordu. Yanımızda Rusça bilen arkadaşımız olmasa yanmıştık. 
    • İnsanlar mutlu çünkü orada çalışan birinin maaşı ortalama 300-500 eur aralığında. E hiçbirşey yapmadan 2.500 eur kira alsam ben de mutlu olurum. Hayat pahalı değil.
    • Eğitim ve sağlık ücretsiz. Yani biz hastaneye gittiğimizde hiç ücret ödemedik. Eğitimin de ücretsiz olduğu bilgisine ulaştık. Bizim gibi küçük çocukları olanlar için, Türklerin çoğunlukta olduğu kreşler vardı. Aylık 200 eur civarındaydı. özel kliniklerde muayene de 35 eur ydu. 
    • Doğal güzellikleri gerçekten güzel. Ona diyecek lafımız yok. Hiç bozulmamış ve tertemiz. Ama sonuçta bir kaş değil :)
    • İnsanlar dost canlısı mıydı derseniz kişilere göre değişir. Bazıları hala minnettar, çünkü ülkeye para kazandıran biz Türkler olduğunun farkında. Bazılarıysa sizi yemeğe çalışıyor resmen. Yolunacak kaz gibi görüyor. 
    • Gelelim en can alıcı ve bizim dönmemizde en büyük payı olan sebebe. Can Güvenliği !!!! öyle anlatıldığı gibi suç oranı en düşük ülke falan değil. Öyleyse de raporlama yapılmadığı içindir. Eşimin başına gelen silahlı gasp olayında , anladık ki biz o ülkede asla yapamayız. Çünkü birincisi kural kaide yok. Varsa da biz yabancılara yok. Başınıza bir iş geldiğinde polis sizi dikkate bile almıyor. Arnavutlar ve Sırplar kol geziyor. Tabi bu konuda eşim hatası da vardı. Çok konuşuyordu, yapacağımız yatırım miktarından elimizde kalan paraya kadar heryerde anlatabiliyordu. Millet zaten aç orda, biraz çeneyi sıkı tutmak gerekiyor.  Her yerde herşeyi konuşmamak gerekiyor. evet öğrendik ama cebimizdeki tüm nakiti kaptırdıktan sonra ve çok acı bir şekilde oldu..... Bu açıdan işte tam bir muz cumhuriyeti . Biz çocuklarımzıla kendimizi güvende hissetmedik ve dönme kararı aldık.....


    Sonuç olarak, Türkiye den gitmeyi düşünüyorsanız, 2 defa düşünün. Bazen ne kadar kızsak da söylensek de vatanımız cennet ! Başka bir ülkede yaşama iş kurma düşünceniz varsa da, önce gidin bir süre yaşayın. Yazını kışını görün. Kulaktan dolma bilgilerle iş yapmayın. Bizzat kendiniz deneyimleyin.....

    9 Mart 2019 Cumartesi

    YAPILAN HATALAR DİZİSİ - 4

    Kendim yapacaklarıma o kadar inanmıştım ki, çevremi de inandırmıştım. Yani derler ya önce kendine inan, bu kısımda benim zerre sıkıntım yoktu. İnanıyordum ve başaracaktım. Kız arkadaşlarımla sürekli yapacaklarımdan konuşuyorduk, onlar da benimle aynı sektörde oldukları için benim kurtulmam konusunda tam desteklerdi.

    Yani şöyle, bir bankacı istifa ettiğinde, diğer bankacılar kurtuldukları için sevinirler. Mesela ben bankadan ayrıldığımı sosyal medyada yayınladığım zaman, altına gelen yorumların hepsi hayırlı olsunlar ve darısı başımızalarla doluydu. Kimse hadi ya, neden ayrıldın falan yazmamıştı. İşte buradan da anlaşılacağı üzere , bir bankacı işten ayrılırsa herkes sevinir ve tebrik eder. Ama kendileri ayrılma cesareti gösteremez.

    Kimisi için banka bir statüdür. Yani işe ve paraya ihtiyacı olduğu için değil de, bir yere ait olma isteği ile çalışır insanlar. Çünkü her sabah uyanmak için bir sebeptir banka. orada sosyalleşmektedir. bankadan çıktığı anda hayatı biter, çünkü senelerce kurumsal çatı altında kendisini geliştirmemiş, tabiri caizse bir ot gibi işe gidip gelmiştir. hayatından bankayı çıkarınca geriye bir sebep kalmayacaktır. Benim gibilerse azdır. İş te çalışmayı hiç bir zaman bir amaç olarak görmedim. yapmak istediklerimi yapmak için para kazanmak zorundaydım. Hobilerim vardı, görmek istedğim yerler vardı.... ve bunların hepsi için para kazanmak gerekiyordu. Ben çalışmayı bir amaç değil, bir araç olarak seçmiştim.

    Evet benim gibiler azdı, ama benim gibileri gazlayan çoktu :) Herkese o kadar net anlatıyordum ki olacakları, herkes benimle birlikte inanıyordu ve beni gazlıyordu. İşte aslında herkese herseyi anlatmak da bir noktada iyi değil. Biraz sakin olmak lazım. Çünkü anlattıkça, konuştukça kendini daha da inandırıyorsun ve objektif olarak düşünemiyorsun. çevrendeki arkadaş, eş, dost da senin başarmanı o kadar çok istiyor ki , onlar da olayların kötü yönünü görmek istemiyor. Zaten göstermek isteseler de, seni inandıramıyorlar.....

    YAPILAN ATALAR DİZİSİ - 3

    İşin başında durmak, adım adım her şeyi bizzat takip etmek o kadar önemli ki.... Sizin hayalinizi sizden iyi kimse bilemez ve hayata geçiremez. Eşiniz dahi olsa bu böyle.

    2 çocukla olunca, Budva da bazı şeylerle ben ilgilenemedim maalesef. bazı insiyatifleri eşime bıraktım. Kendisi harcamayı çok seven ve hesap tutamayan birisi olduğu için, orada fazlasıyla masrafa girdi. herşeyin iyisi olsun istedi. ve en önemlisi herşeyi olmuş kabul edip öyle davrandı.

    Bu başarısızlıkta tabii ki bütün suçu eşime yıkmıyorum. Ama işin başında duramadığım için maalesef sorumluluğu paylaşıyorum.....

    YAPILAN HATALAR DİZİSİ -2

    Yapılan bir başka hata da , başkalarının hayatlarına özenme ve karşındakini ya küçük görme ya da o yapıyorsa ben de yaaprım düşüncesi ile hareket etmek oluyor.

    Öncelikle biz Budva da dolaşırken, dükkanlarda satılan ürünlerin fiyatlarına baktık. İnanılmazdı, Türkiye de  10 TL ye satılan ürünler orda 50 EUR ya satılıyordu. Kar marjları başımızı döndürmüştü. Bu esnaflar bu karları yapabiliyorsa biz neden yapamayacaktık ? hatta biz daha kaliteli ürünler getirecek, oradaki kaliteyi arttıracaktık. Henüz maliyet hesabı tam olarak yapmadığımız için bize çok basit geliyordu. Oradaki bie esnaf , bize en fazla maliyeti 50 tl olan ürün getirin dediği zaman bizi kıskanıyor, çok iş yapmamızı istemiyor diye düşünmüştük. Aslında haksız sayılmazdık. Çünkü esnaflıkla ilgili bilmediğimiz o kadar çok şey vardı ki. Mesela biz Türkiye den bir markanın bayiliği için görüşüyorduk. Ve hangi marka olduğunu orada söylemiştik. Söylemememiz gerektiğini sonradan öğrendik. Çünkü Budva da bize o marka ile anlaşmamamız gerektiğini, maliyetin altından kalkamayacağımızı söyleyen Kuşadası esnafı, aynı marka ile kendisi görüşüyormuş. Bunu marka sahibinden bizzat öğrenmiştik. Kimseye güvenmememiz gerektiğini orada anladık.

    İkinci bir nokta, ben tam bir Alev Şenol hayranıyım. Sosyal medyada kendisini hayranlıkla takip ediyorum. hatta bir sefer yaşadığımız yere geldiğinde kendisiyle görüşmeye ve tanışmaya bile gitmiştim. kendisi bana tavsiyeler vermiş, ancak ben kendisini dinlemeden hareket etmiştim. Madem dinlemeyeceksin neden soruyorsun değil mi? İşte insan olaylara , nasıl olmasını istiyorsa öyle yaklaşıyor, bazen kendisini dışarıdan gelen uyarı ve tavsiyelere kapatıyor. Biz buna akıl tutulması da diyoruz. Tam da yaşadığımız buydu.

    Alev Şenol, o kadar hızla büyüyordu ki, ve tam da benim hayal ettiğim gibi büyüyordu. ben modelistlik kursuna, kişiye özel ölçülerde kalıp çıkarabilmek için gitmiştim, o da tam olarak bunu yapıyordu. uzaktan ölçü sistemiyle çalışıyor, kişiye özel sipariş alıyordu. Ben neden yapamayayım diye düşünüyordum, ama onun 6 senedir verdiği mücadele detaylarını hesaba katmamıştım. Velhasıl, özenmek güzel ama bilinçsiz hareket etmek çok da güzel olmamıştı.

    Bir de Kaan Sekban vardı. Bankacılığı bırakmış, ve komedyen olmuştu. Hayallerini nasıl gerçekleştirdiğini adım adım izliyordum. hepsi üst üste gelmişti. Bunlar bir işaret olmalıydı. Ama işte işaretleri doğru takip etmek gerekiyordu ve ben bu kadar yaklaşıp, sonuca ulaşamamıştım.....

    YAPILAN HATALAR DİZİSİ - 1

    Evet , neredeyse bütün beyaz yakalılar , o plaza hayatından, kurumsal hayattan bir şekilde kurtulmak istediklerini dile getirirler. Ben de öyleydim, hem de son zamanlarda o kadar çok söylüyordum ki, yakın arkadaşlarım doğum iznimden geri dönmeyeceğime kesin gözüyle bakıyordu. Dönmedim de....

    Hem de plansız programsız da değil, planımız vardı, hatta herseye hazır gözüyle bakıyorduk. Ama işte hatayı burada yapmıştık. Hazır gözüyle bakıyorduk, oysa ki hazır değildi, yani değilmiş... Hiç Ummadık aksaklıklar geldi başımıza . Ever buna karşı da B planımız vardı ama meğer onun da detaylarını tam araştırmamışız. Belki sen de duymuşsundur, bir Karadağ - Montenegro muhabbetidir aldı başını gidiyor. Biz buna 2 senedir kafa yoruyorduk. Neyse bu maceramızı da detaylı olarak sonraki postlarda anlatacağım.

    Gelelim konumuza , yapılan hatalar dizisinin ilki; bana göre herseyi oldu kabul etmek ve öyle davranmak. Arkadaşım, eğer işini bırakmaksa niyetin ve babanın sana vereceği milyonları yoksa, sakın ama sakın herseyini tam olarak ayarlamadan işinden ayrılma. Gerekirse ücretsiz izin al, rapor al yap bir şeyler ama işinden ayrılma . İnan hersey para. O Instagram da gördüklerin , havalı bloglarda okudukların gerçek değil. Herkes şanslı değil, ya da senin 10 dakikanı ayırarak okuduğun şeyleri o insanlar seneler süren mücadeleler sonucunda elde ediyor. Buna inan....

    Ben sıkı bir Alev Şenol takipçisiyim. Kim bu kadın derseniz, sosyal medyada çok aktif, ve bugünkü yerine tırnaklarıyla kazıya kazıya gelmiş bir kadın. Kendisine , enerjisine hayranım. Bir gün yaşadığımız yere tatile gelmişti. Ben de koştur koştur yanına gitmiştim. Konuştuk, tanıştık, planlarımdan biraz bahsettim. Bana dedi ki , sakın işini bırakma . Önce hobinden para kazanmaya başla, ondan sonra elde ettiğin kazanç , aylık olarak maaşına denk gelmeye başlasın. Denk geldiği yerde de bırak. Ama ben onu dinlemedim. Madem dinlemeyeceksin neden akıl alıyorsun kadından değil mi? Ama işte, bazen akıl tutulması, basiret bağlanması gibi şeyler yaşanabiliyor. Biz de karı koca bunları bolca yaşadık. İlerleyen postlarda bunları da anlatacağım.

    Sonuç olarak; eğer maaşlı işinizden ayrılacaksanız, iyi düşünün. Diğer yapacağınız iş, ya da hobinizle  para kazanacaksanız, bu kazanç, size maaşınız kadar para getirecek mi ? Eğer cevap hayırsa, istifa edene kadar, mevcut işinizle birlikte yürütün.....

    28 Ocak 2019 Pazartesi

    NASIL İSTİFA ETMEYE KARAR VERDİM ?

    Genellikle bankacılar, iş yoğunluğu , performans yönetimi ve izleme sürecinde olurlarsa istifa etme eğilimi gösterirler. Transfer teklifleri ile başka bankalara geçenlerden bahsetmiyorum tabii ki.

    Benim sebebim, bu yukarıda saydıklarımın hiçbiri ile ilgili değildi. İşimde başarılıydım, 5 sene boyunca müşteri portföyümü genişletmiş ve güzel işler başarmıştım. Ancak küçük yerlerde görev yapıyorsanız ve sirkülasyon yoksa bir süre sonra tıkanma yaşarsınız . Buna portföy körlüğü de diyebiliriz. Hemen yanındaki dükkan sahibi bir iş yapsa bile haberin olmaz, çünkü o sana göre zaten bitiktir ve asla senin bankla ya da seninle çalışmayacaktır.  Hep aynı müşteriler çevresinde döner durursun. Ben de o noktaya gelmek üzereydim. Hamile kalana kadar da en yakın ilçeye 90 km git gel bile yapıyordum. Neden mi ? Benim görev yaptığım ilçe ekonomik alamda her sene %10 bile büyümezken, hedefler %30 artarak geliyordu. Sürekli yeni  müşteri bulmamız isteniyordu. Yapıyordum da, ama çok yorulmuştum, kendi benliğimi kaybettiğimi, karakterimin değiştiğini hissediyordum. Her zaman pozitif bir insan olan ben bile söylenmeye başlamıştım.

    Bir de çalıştığım banka politikası, her zaman mevduata düşük faiz, krediye yüksek faiz şeklindeydi. Zaten küçük yerdeyim, bir iş oluyor, 5 banka birden işi kapmak için yarışıyoruz. E fiyatlama zaten yok, bütün işleri müşteri ilişkileri ile yönet.... Evet yapıyordum da ama inanılmaz yorulmuştum. Her gelen işte müşteriye , ama bu seferlik bizle yap be ağabey, beyfendi evet faizimiz düşü belki mevduatta ama güler yüzümüz var, çay var kahve var.... Bu muhabbetler beni çok yormaya başlamıştı....

    Bir de bakıyordum, öyle olmayacak insanlar öyle işer başarıyorlardı ki, ben neden yapamayacaktım ? İşte en büyük hatayı burda yaptım sanırım. Esnaflık, ticaret apayrı bir dünya ve ayrı bir yetenek gerektirirmiş. Ve sanırım bu özellikler bende yokmuş.

    Kafamın rahatladığı tek şey , dikiş dikmek oluyordu. Eve gelince saatlerce makine başından kalkmadan dikiş dikebiliyordum. Şubede giydiklerimi de kendim dikmeye başlamıstım. Takımlar, elbiseler, ceketler, bluzlar, etekler.... Çok da güzel dikiyordum. Ne giydiğime bakmak için şubeye gelen müşterim bile vardı.

    Aklım fikrim bu hobimdeydi. Bazen yıllık izin alıp, günlerce dikiş diksem ne güzel olur diye bile düşünüyordum. Zaman yetmiyordu istediklerimi yapmaya. Sonra 2. kızıma hamile kaldım. Hamilelik sürecimde çalıştığım bankanın politikası da agresifleşmeye başladı. Daha da daraldığımı hissettim. Neden dikiş dikmiyorum ki dedim. Eşim de hep yurtdışında yaşamak istiyordu. Zamanında cesaret edememiştik. En çok da ben istememiştim. Ama düşününce bankayı bıraksam, turistik yerde bir butik açsak, hazır giyim alıp satsam ama bir yandan da üretsem ne kadar güzel olurdu....

    Şu an anlatırken gözlerim doluyor. Çünkü bu hayale o kadar yaklaşmıştık ki.... Maalesef başımıza gelen olaylar ve tecrübesizliklerimizle aldığımız yanlış kararlar hayallerimizi gerceklestirememize sebep oldu. Sonraki postlarda bunlara değineceğim zaten. Şimdi bir daha üzülmeyeyim...

    Evet, anlatırken çok kolay değil mi ? Arabamızı, motorumuzu satarız, ben istifa ederken anlaşırım, tazminatımı alırım, hepsiyle gider yurtdışında bir hayat kurarız!!!! Harika !!! Yakın çevremiz de tam destek zaten . Hatta aileler bile destekliyor bu sefer, çünkü bir yaz önce eşim gitti , biraz kaldı. Turist olarak harika bir şehirdi Budva.... Dikkatinizi çekerim turist olarak diyorum. Esnaf olarak değil.... Bunu geç anladık tabi ama olan oldu. Evet neyse, okurken de plan çok basit ve uygulaması da kolay değil mi? Ama öyle olmadı maalesef....

    Bütün bunlar olurken, ben doğum iznine çıktım . Eşim gitti tekrar Karadağ a , her şey süper. Ben doğum iznimi ailemin olduğu şehirde geçirmeye karar verdim. Böylece çocuklarla annem ilgilenirken, ben de modelistli kursuna gidip kendimi geliştirebilecektim . Evet gittim, hem bilgisayarlı modelistlik, hem de elde kalıp kursu bitirdim. Yetmedi, KOSGEB in girişimcilik sertifikasını aldım. Neden ? Çünkü zaten Karadağ da hersey güzel gidecek ve ben bir süre sonra kendi markamı oluşturup , Türkiye de kendi üretimimi yapacağım !!!! Hayaller muhteşem öyle değil mi?

    Allaaahhh, hersey harika gidiyor buraya kadar.... Doğum izni bitmek üzere. E yani her şey bu kadar mükemmel giderken neden istifa ertmeyeyim ki? Zaten işim beni çok yordu, doğum izni sonrası dönmezsem kurumla da anlaşma şansım yüksek diye düşündüm ve harekete geçtim. İnsan kaynakları sağolsun bana yardımcı oldu. Çünkü bu arada 2.doğumdan sonra bel fıtığı olmuştum ve bir süre yerimden kalkamamıştım. Bunu da kendilerine ilettim ve bankacılık anlamında bir kariyer planlamadığımı ekledim. Haklarımı verdiler. Evet artık özgürdüm !!!!

    BEN KİMİM VE NEDEN YAZIYORUM

    Öncelikle bu bir motivasyon blogu değil, seni uyarmak için ve benim yaptığım hataları yapmaman için yazıyorum canım kardeşim.

    Ben eski bir bankacıyım, tam 11,5 sene bankacılık yaptım. ilk mesleğe başladığımda nasıl hevesli ve nasıl heyecanlıydım, taa ki son zamanlarda sistem tamamen tencere tava pazarlamaya , ve dışarıda görsem ortak hiç bir konu bulup muhabbet edemeyeceğim insanlarla, saatlerce mevduat için saçma sapan sohbetler ettiğimi farkedene kadar....

    Evet , kolay iş yok , her işin kendine göre zorluğu var ve eminim ki sen de benim gibi bankacıysan, dünyanın en zor işini yaptığını düşünüyorsun. Ve muhtemelen müşterilerine bakıp, ya bu bile bu işleri yapıyor, bu kadar para kazanıyorsa, ben neden yapmayayım diye günde 100 kez aklından geçiriyorsun.... Ama iş öyle değil. Ben zamanla başıma gelenleri, anılarımı , ve neleri yapmaman gerektiğini sana bir bir yazacağım. Başımdan geçenler ve yaptığım hatalar sonucu bir sure bos oturdum ancak su an sakin bir hayatin keyfini çıkarıyorum.

    Yazmak beni çok rahatlatıyor. Bu satırları , fenomen olayım , blogger olayım falan diye yazmıyorum . Bir yazarken, bir de dikiş dikerken çok rahatlıyorum . O yüzden geçtim klavye başına. Ve yazacaklarımla, bir kişiye bile dokuna bilirsem ne mutlu bana....


    İYİ MAAŞ Mİ, RAHAT CALİSMA SARTLARİ Mİ, YALOVA DAN NASIL KAŞ A TAŞINDIK

    Şimdiiiii, bence en can alıcı noktalardan birisi bu. İnsan işini , çalışacağı kurumu seçerken artı eksiler yapmalı. Ben bunu ilk olarak, Yal...